AFRİN

Hasip SARIGÖZ 17 Ağustos 2017
Hasip SARIGÖZ

Kaynayan kazan Suriye’deki milli çıkarlarımıza aykırı gelişmelere, gecikilmiş de olsa El Bab Harekâtıyla müdahale edilmiş ve bölge Mehmetçiğin canı ve kanı pahasına kontrol altına alınmıştır.

Amaç; Suriye’nin kuzeyindeki bölücü Kürt kantonlarının birbiriyle birleşmek suretiyle Akdeniz’e ulaşmasını önlemek, Suriye’de de Irak’takine benzer bir defakto Kürt devleti oluşturulmasına engel olmak, mülteci akınını durdurmak, PKK/PYD’nin güç azanmasına mani olmak, milli sınırlarımızı korumak ve orada yaşayan Türkmen kardeşlerimizin bekasını garanti altına almak idi.

El Bab Harekâtı; bu amaçlara yönelik önemli bir kazanım olmakla birlikte, yeterli olmayacağı aslında daha işin başından beri belliydi.

Çünkü bölge, Türkiye’nin ve bölgede yaşayan Türkmenlerin geleceği açısından hala çok büyük riskler taşıyor. Üstelik bu risklerin tehlikesi, her geçen gün biraz daha artmakta.

Şöyle anlatalım:

Tarihe baktığımızda, eğer ömrü sadece 11 ay süren ve kurucuları devleti kurdukları yerde 11’inci ayın sonunda ipe çekilen Mahabat Cumhuriyeti’ni saymazsak, tarihin hiçbir döneminde ve dünyanın hiçbir coğrafyasında bir Kürt Devleti ile karşılaşmayız.

Dolayısı ile ayrılıkçı Kürtlerin bu zamana kadar herhangi bir devlet ve ordu deneyimleri olmamıştı.

Fakat özellikle 2’nci Körfez Savaşından sonra ABD’nin desteğiyle Irak’ın kuzeyinde defakto bir devlet yapılanması oluşturuldu. Üstelik bu oluşumu meydana getiren Çekiç Güç doğrudan Türkiye’de konuşlandırıldı ve her türlü lojistik desteği ülkemizden sağlandı.

2003 yılından bu yana başta ABD, İngiltere ve İsrail olmak üzere emperyalist devletlerin vermiş oldukları desteklerle bu oluşum devletleşme ve ordulaşma yolunda çok önemli mesafeler kat etti.

Irak’taki bu ilerlemeye rağmen, Kukla Büyük Kürdistan veya Büyük İsrail’in; Suriye, Türkiye ve İran ayakları eksikti.

Çünkü Suriye ve Türkiye ayağı olmadan “Arz-ı Mev’ud”un hayata geçirilmesi ve Türkiye topraklarındaki Fırat boylarına kadar el atılması pek mümkün değildi.

İşte bu nedenle önce IŞİD kurgulandı. ABD Başkanı Trump’un seçim propagandası döneminde IŞİD konusunda dediklerini hatırlayın: “IŞİD’in kurucusu Obama, yardımcısı da Hillary Clinton’dur!”

Kurgulanmış IŞİD tarafından; önce bölgede Türk ve Arap kıyımına dayanan bir nüfus temizliği yapıldı. Süleyman Şah Türbesinin kaçırılması da işte bu nüfus temizliğinin bir parçasıydı.

Planın bu ayağı tamamlanır tamamlanmaz, bu sefer de IŞİD tehlikesini bertaraf etmek maskesi altında ABD tarafından, Suriye’nin kuzeyindeki PKK/PYD terör yapılanmasına rüyasında görse inanamayacağı kadar çok silah ve askeri donatım malzemesi verildi.

Gönderilen malzemenin bilineni 900 tırın üzerinde, bilinmeyenini ise gönderenler ve Allah biliyor. Üstelik ABD’nin PYD’ye verdiği zırhlı araçların yüzlercesi ülkemizde, yani Bursa’da üretilen zırhlı araçlardan oluşmaktaydı.

Peki, ABD PKK/PYD’ye sadece silah mühimmat ve askeri malzeme mi verdi? Tabi ki, hayır.

ABD buradaki terörist unsurları en gelişmiş silah, malzeme ve teçhizatlarla donattığı gibi, bizzat kendi özel kuvvetlerini kullanarak eğitti de! Ayrıca bölgeye 10’un üzerinde üs kurdu ve kurmaya devam ediyor!

Yani demem o ki, ABD eliyle PKK/PYD kullanılarak Suriye’nin kuzeyinde de aynı Irak’ın kuzeyindeki gibi bir defakto kukla devlet inşa ediliyor!

Giderek devletleştirilen ve ordulaştırılan bu güç, Rakka Harekâtıyla da ciddi bir savaş eğitiminden geçirilmiş durumdadır!

Bu arada Rakka Harekâtının ABD açısından iki temel kazanımı olmuştur. Birincisi başta ABD ve diğer batılı ülkelerden toplanarak bölgede IŞİD’i oluşturan ve batıya tehdit oluşturan radikal İslamcı gruplar (bölgede Arap ve Türk nüfus temizliği yaptıktan sonra, ABD’nin işine yaramayacak olanları) Rakka Harekâtıyla tasfiye edilmiş; ikincisi ise, bölgede ilerde Büyük İsrail’e tahvil edilecek olan Büyük Kürdistan’ın Suriye’deki parçasını oluşturacak olan bölücü Kürt grupların devletleştirilmesi ve ordulaştırılması yolunda çok büyük bir ilerleme sağlanmıştır.

Bu nedenle Rakka Harekâtı odak noktasıydı ve Türkiye’nin her türlü beraber hareket etme teklifine rağmen ABD, Rakka konusunda Türkiye ile birlikte değil Türkiye’ye rağmen PKK/PYD ile birlikte hareket etti.

Fakat Rakka Harekâtı bitmek üzeredir ve Rakka’da kullanılan bu güçler Kamışlı, Kobani, Menbiç ve özellikle Afrin bölgelerini Türkiye’ye karşı ABD desteğinde güçlendireceklerdir.

Bir yandan ise Barzani’nin ısrarla 25 Eylül’de yapacağını deklare ettiği Bağımsızlık Referandumu hızla yaklaşmaktadır.

Yani her iki gelişme de bölgede Türkiye’yi zora sokabilecek hamlelerdir.

Tabi ki, bu arada PKK’nın bulduğu her fırsatta Karadeniz’e açılma hamleleri ciddiyetle ele alınmalıdır. Çünkü Türkiye’nin doğusundan Karadeniz’e kadar uzanabilmiş bir PKK; Türk dünyası ile Türkiye’nin arasına sokulmuş kara bir kama olacaktır.

Kuzey Irak’ta bağımsızlığa giden bir Kukla Devlet, Kuzey Suriye’de Akdeniz’e ulaşmaya çalışan başka bir defakto Kukla Devlet girişimi ve Türkiye’nin doğusundan Karadeniz’e ulaşmaya çalışan bir PKK…

Bütün bunlar ülkemizin kuzeydoğusunda Karadeniz’den başlayarak, doğusundan ve güneydoğusundan devam ederek güneyinden Akdeniz’e kadar Emperyalist bir kuşatma girişimidir!

Kuşatma tamamlanır tamamlanmaz da iç savaş girişimi ve devletin yıkılması, en azından bölünüp parçalanması girişimleri başlatılacaktır!

Bu nedenle, terör örgütleri maskesi altında ABD, İngiltere ve İsrail ile sadece yurt içinde yapılan başarılı mücadele yeterli değildir.

Özellikle terörle sahada mücadele eden deneyimli askerler bilirler ki; savaştığınız örgütün güvendiği dağlara kar yağdırıp ümitlerini tamamen yok etmedikçe terör örgütünü yok edemezsiniz.

Ülkemize karşı yıllardır kanlı bir mücadele yürütmekte olan Barzani/PKK/PYD konsorsiyumunun ortak hedefleri ve en büyük ümitleri Büyük Kürdistan’ı kurmak, güvendikleri dağlar ise ABD, İngiltere ve İsrail başta olmak üzere diğer emperyalist ülkelerdir.

Şartlar ne kadar çetin olursa olsun, Ulu önderimiz Atatürk’ün dediği gibi “Çetin işler başarmak üzere yaratılan” Büyük Türk Milleti; ne pahasına olursa olsun kendi bekasını korumak zorundadır. İşte bunun içindir ki, bölücü Kürtlerin bel bağladıkları emperyalistlere rağmen büyük Kürdistan kurulması ümitlerini tamamen kırmak ve yok etmek zorundadır ve dahi bu kudrete sahiptir.

Askeri harekâtlarda başarı; harekâtın uygun zamanda, uygun zeminde, uygun stratejiyle ve uygun kuvvetlerle baskın şeklinde yapılmasına bağlıdır. Aksi halde sonuç ya hezimet olur, ya da başarı daha çok cana ve daha çok kana mal olur.

Bu günlerde ABD’nin İdlip’deki El Nusra hâkimiyetini gerekçe göstererek İdlip’e bir askeri harekât hazırlığı içinde olduğu haberleri gelmekte ve Rakka operasyonundan açığa çıkan PKK/PYD teröristlerinin de süratle ağırlıklı olarak Afrin’e yönlendirildiği bilinmektedir.

Demem o ki, eğer Türkiye Afrin’e veya ülkemize tehdit oluşturan başka bir bölgeye harekât yapacak ise gecikmemelidir ve üstelik yapmayı planladığı operasyonları büyük bir özgüven ve cesaretle yapmalıdır. Çünkü Türkiye büyük bir devlet ve ordusu da dünyanın en büyük ve en savaşçı ordularından birisidir.

Eğer Türkiye isterse aynı anda:

? Kandil’i kasıp kavuracak ve Kandil’in kalbinde kalıcı bir Türk garnizonu kurabilecek cesarette,

? Barzani’yi; sarayı ve diğer sözde devlet kurumları ile birlikte yalnızca bir gecede yerin dibine gömebilecek yetenekte,

? Kobani, Menbiç ve Kamışlı gibi yerlerdeki bütün hareketliliği yok edebilecek güçte,

? Ve Afrin harekâtını tereyağından kıl çeker gibi yapabilecek kabiliyettedir.

Sadece kararlılık ister.

Eğer Türkiye, ABD’ye rağmen bunları yapabilirse; işte o zaman terör örgütlerinin ve arkasındaki emperyalistlerin heveslerini kursaklarında bırakarak, ümitlerini mezara gömmüş ve kendi bekasını gerçekten garanti altına almış olacaktır.

Beklemeye devam ederek değil.

Yazarın tüm yazıları